Akış Yolu
Akış Yolu, yaşamın akması gerektiğini; ölümü denize kavuşmak, zorla tutulan ruhu ise önüne set çekilmiş nehir sayar. Nehir, yağmur, gelgit ve kan aynı öğretinin farklı ölçeklerdeki örnekleridir: hiçbir şey aynı biçimde kalmaz, fakat hiçbir şey bütünden bütünüyle kopmaz.
Ölüm bir kapanış, unutuluş değil
Akış mensupları cenazede bedeni mümkün olduğunca kendi çevrimine geri verir. Kıyıda tuz, nehirde temiz su, karada ise suyla ıslatılmış toprak kullanılır. Aile, ölünün adını üç kez söyler: ilkinde yaşadıklarını, ikincisinde bıraktığı borçları, üçüncüsünde artık ondan istenmeyecek şeyleri anar. Bu son cümle ayinin özüdür; ölü, yaşayanların işini bitirmek üzere tutulmaz.
Diriltme mutlak yasak değildir. Geri dönüş, ancak kişinin açık rızası ve ardında kalan yüklerin yeniden müzakere edilmesiyle kabul edilir. Akış Yolu, diriltilenin eski borçlarına, evliliğine ya da askerî yemininin tamamına otomatik bağlı olmadığını söyler. Buna “İkinci Kaynak” denir. Özellikle liman hukukunda bu görüş, aileler ve alacaklılar için tartışmalı sonuçlar doğurur.
Su hakkı ve ortak iş
Akış Yolu’nun din görevlileri çoğu yerde tapınak rahibinden çok kanal bekçisi, cenaze rehberi, kıyı arabulucusu ya da fırtına sonrası kayıt tutucusudur. Sulama kapaklarının açılması, balık geçitlerinin korunması ve nehirde kaybolanların adı için küçük taşlar bırakılması inancın gündelik yüzüdür. Deniz halkları arasında atalar, uzakta duran buyurgan ruhlar değil, yaşayan topluluğun içinden geçen eski akıntılar olarak düşünülür.
İnançtaki başlıca tartışma setler üzerindedir. Bazıları her barajı akışa karşı işlenmiş bir hata sayar; çoğu topluluk ise setin kendisini değil, suyu geri dönülmez biçimde tek bir hanenin mülküne çeviren düzeni suçlar. Akış Yolu için iyi mühendislik, suyu fethetmek değil, suyun dönüşüne yer bırakmaktır.