Nadûr’ün Göçen Şahitleri
Nadûr, sözü taş duvara değil yürüyen dile emanet etti. Göçen Şahitler için bir metnin hayatta kaldığını gösteren şey mürekkebi değil, bir kuyunun başında doğru biçimde söylenebilmesidir.
Bu yol göçebe insan toplulukları arasında yaşar; rota, kuyu, sürü ve yas mevsimi dinî takvimin parçalarıdır. Soy ezberi, yazılı şecerenin yerine geçer. Bir anlatıcı aynı akşam hem bir atanın adını, hem su borcunu, hem de eski bir vahiy cümlesini söyleyebilir.
Yerleşik mabet tarihçileri Göçen Şahitleri “bozulmuş” ya da “ilkel” diye küçümser. Mensupları bu dili reddeder: onlar için metni sabitlemek, Tanrının sürgün halkla yürüdüğünü unutmak demektir. Yine de uzun süren dışlanma, kapalı evlilik ağları ve kıtlık bu toplulukları daraltmıştır.
Kuyuya ilk suyu dökmek, ölü yolcunun adını son kez rotada söylemek ve yabancıya gölge vermek en önemli ayinlerdendir. Bir rota üzerindeki üç kuyunun zehirlenmesi, bugün yalnız göç meselesi değil; Nadûrî hukukta ahit ihlali sayılır.